İçeriğe geç

Yaşar Doğu kime yenildi ?

Yaşar Doğu Kime Yenildi? Gel, Konuyu Biraz Mizahi Yaklaşalım

İzmir’de yaşayan 25 yaşında, arkadaş ortamında sürekli espri yapan ama bir o kadar da içsel derinliklere dalıp her şeyi fazla düşünen biri olarak, bazen güreşle ilgili konuları düşündüğümde aklıma gelen ilk şey Yaşar Doğu’nun efsanevi hayatı oluyor. Ama şöyle bir soru aklıma takılıyor: Yaşar Doğu kime yenildi? Hani güreşi izlerken ya da onunla ilgili konuşurken bazen insanların “Yaşar Doğu hep kazanıyordu, peki birisine kaybetti mi?” diye düşündüğü o anlar vardır ya, işte o anlardan birini yaşamışım gibi hissediyorum. Düşünsenize, bir insanın hayatında her zaman kazanan olması, arada kaybetmiş olmasının ne kadar ilginç olabileceği üzerine bir sohbet açılabilir. Hadi gelin, bunu biraz mizahi şekilde masaya yatıralım.

Çocukken Güreş Yapan Kız Kardeşim

Bir kere, Yaşar Doğu’yu anlamadan önce, ilk güreş deneyimimi anlatmalıyım. Bunu yazarken ciddi bir şekilde ciddi bir çocukluk travması yaşıyorum, ama olsun, bunu paylaşmazsam kendimi rahat hissetmeyeceğim.

Hikaye şöyle başlıyor: Çocukken, küçük bir İzmir mahallesinde güreş yaparken aslında Yaşar Doğu’yu düşünmüyordum. Hayatımda ilk güreş deneyimini, bir gün, evdeki halı üzerinde ablamla yapmaya karar verdiğimizde yaşadım. Gerçekten, o halının üzerinde “Yaşar Doğu kime yenildi?” diye kendime sorarken bir bakıyorum, ablamın kolunu kırmak üzereyim. Tabi o zamanlar ablamı “Yaşar Doğu gibi” sanıyordum. Ama ablamın benden üç kat daha güçlü olduğunu kısa sürede fark ettim ve tam o an “Birisi Yaşar Doğu’yu yenmiş olmalı” dedim. Hayır, ablamın boyu Yaşar Doğu’dan kısa, bu yüzden ona birine kaybetmiş gibi bakmak hiç akıl karı değildi. Ama işte, içimde bir his vardı.

O an, ablamın güreşte bana olan üstünlüğü, tam anlamıyla Yaşar Doğu’nun büyük bir rakibine yenildiği anın sembolüydü. Yaşar Doğu kime yenildi? İşte, benim için cevabı belliydi: “Beni güreşte yenebilecek biri, aslında bu dünyada her şeye kadirdir.”

Yaşar Doğu’nun Yenildiği Kişi Kim Olabilir?

Hadi, şimdi biraz ciddi olalım. Ama değil, aslında değilim. Kendisini tarihe altın harflerle yazdırmış bir efsaneden, Yaşar Doğu’dan bahsediyoruz. 1936-1954 yılları arasında sadece ülkemizde değil, dünyada da sayısız başarıya imza atmış bir güreşçi… İnsan ister istemez, “Yaşar Doğu kime yenildi?” sorusunu bir kez daha soruyor. Hani böyle hayatta her şeyi başarmış birine karşı duyduğunuz o saygıyı kaybetmeden şaka yapabilirsiniz ya, işte ben de o noktadayım.

Yaşar Doğu’nun kaybettiği rakiplerini düşündüğümde, hemen aklıma gelen şeylerden biri, “Hikaye, Yaşar Doğu’nun hep kazandığı bir hikaye değil miydi?” sorusu. Durum böyleyken, bir insanın kaybetmesi gerekmiyor mu? Hani ya da kaybetmesi için bazı anlarda hayatın ona “Hadi gel, düş” demesi lazım. Şimdi, kafamda bir kurgulama yapıyorum. Yaşar Doğu, tam bir dövüş esnasında, rakibi onu yere seriyor, düşüyor ve o an büyük bir tecrübeyle iç sesini duyuyor. “Olamaz, bu benim kaybım olabilir mi?” diye geçiyor aklından. Ama kaybediyor, kaybedebiliyor. Çünkü kaybetmek, bazen her şeyin bir parçasıdır.

İç Ses: “Yok, bu olamaz!”

İç sesimle Yaşar Doğu’nun kaybettiğini hayal ediyorum. O sırada bir diyalog geçiyor kafamda:

Yaşar Doğu (düşerken): “Hayır, bu olamaz! Ben kaybetmemeliyim!”

Rakip (gülerek): “İlk defa bir güreşçi kaybediyor, demek ki sen de insanmışsın.”

Yaşar Doğu: “Evet, sanırım hepimiz bir gün kaybederiz… Ama bu kaybettiğimi kabul etmek zorundayım.”

Bununla birlikte bir şey fark ediyorum: belki de Yaşar Doğu’nun kaybetmesi, bize hep kazanan olmanın tek başına yeterli olmadığını öğretiyor. Hayatta her zaman kazanç yok. Güreşte de böyle, başarı ve kayıp birbirinin aynası gibidir.

Yaşar Doğu Kime Yenildi? (Gerçekten)

Böyle derin düşüncelere dalarken birden kafama bir soru geliyor: Yaşar Doğu kime yenildi? Gerçekten kaybetti mi? Bir an gerçeklere dönüyorum ve bir şeye dikkatimi veriyorum: “Hayır, kaybetmedi.” Evet, kaybetmedi. Ama bir şekilde kaybettim gibi hissediyorum.

Hayatın içinde bazen güreş gibi işler var. İnsan bir şeyleri kazanırken, kendine “Bu kadar mükemmel olamam, ben de kaybedebilirim” demekten kendini alamıyor.

İzmir’de arkadaşlarım hep bana şunu söyler: “Ya Yaşar Doğu gibi ol, ya da sence hep kazanan olmak mı önemli?” Bazen bu soruyu kendime soruyorum, çünkü aslında benden de bir şeyler çıkacak gibi hissediyorum. Sonuçta hep kazanmak ya da hep kaybetmek değil, bir dengede kalabilmek önemli.

Sonuçta Kaybettik Ama…

Yaşar Doğu, gerçekte kaybetmedi, ama o kaybetse de hayatımızdaki her insan bir şekilde kendi hikayesini yaşıyor. Ve hayatta bazen kaybetmek de kazançtır. İşte, Yaşar Doğu’nun kaybettiği rakip de hayatın ta kendisiydi. O yüzden Yaşar Doğu kime yenildi? Belki de en büyük rakibi, bir an önce kalkıp tekrar güreşe devam etmesini sağlayan cesaretiydi.

Evet, belki de Yaşar Doğu’nun kaybetmediği en önemli şey, ruhundaki savaşçıydı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbet